Aidiyet Duygusunun İş Dünyasındaki Önemi

iş hayatında aidiyet

Aidiyet kelimesini öncelikle anlamı bakımından ele alalım. Nedir aidiyet?

Aidiyet; Arapça kökenli bir kelime olup TDK’ye göre ‘’ait olma, ilgi, ilişkinlik’’anlamını taşımaktadır.

İnsanoğlu Dünya’ya ilk gözlerini açtığı andan itibaren yaşadığı aile, sosyal çevre, iş ortamı ve bunun gibi sayabileceğimiz çokça detay durumlara ait olmak ister. Bu durum aslında sadece günümüz dünyasında olan bir duygu değil çok öncesinde en ilkel zamanlardan günümüze kadar insan, yaratılış itibariyle bir gruba, bir lidere, bir kişiye ait olmak istemiştir. Bu bağlanma isteğinin altında onaylanma ihtiyacı yatmaktadır. Çocuklukta başlayan bu süreç zamanla hangi kimliğe bürünürse de (çocuk, ebeveyn, eş, patron, çalışan, arkadaş, komşu vb.) hep aranılan ortak beklenti aynıdır. Bu duyguyu tamamlayan her bir birey duygu karmaşası yaşamadan hayata tutunur. Çalıştığı ortamda daha özgür düşünür, aile ortamında güvende hisseder, sosyal yaşamında daha pozitif olur. Sizler nerede ve ne kadar aidiyet duygusunu tam anlamıyla yaşadığınızı hissediyorsunuz? Hangi ortamda bulunduğunuzda bu durum sizi mutlu ediyor ya da eksikliğini yaşıyorsunuz?

Günün çoğu zamanını çalışma ortamında geçirdiğimizi düşünürsek çalışanın, bağlı olduğu yönetime ve ya firmaya ait hissetmesi bu konuda önem arz ediyor. Peki sevdiğimiz işi yaparken bulunduğumuz ortamda aidiyet duygusunu ne kadar tam anlamıyla yaşıyoruz? Çalışanın iş yerine sağlayacağı katkıların en büyüğü oraya ait olduğunu hissetmesiyle başlar. Yenilikleri takip eden, fikirlere son derece açık, personelini onaylayan özgür ve rahat hissettirildiği bir yerde tüm olumlu süreçlerin ve ilerlemelerin yaşanacağı aşikardır.

Şirketler kendilerini ilerletecek teknik ekipmana, teknolojiye ve iş performansına nasıl ihtiyaç duyuyorlarsa bir o kadar da çalışanın aidiyet duygusuna ihtiyaçları vardır. Çalışanın bu duygularını gerçekleştirmedikleri takdirde üstte saydığımız kriterlerin bir önemi ya da sürekliliği kalmayacaktır.

Çalışanların aidiyet duygularını oluşturmada bazı ihtiyaçlar önemlidir. Bunları başlıklar altında incelersek;

Şeffaf Çalışma Ortamı

Şirketlerin, çalışanı arasında kurduğu iletişim akışının şeffaflığı ile personelin oraya ait olma duygusu arasında doğru bir orantı vardır. Yönetimin, çalışanına duyduğu güven duygusu motivasyon anlamında olumlu katkısının yanı sıra çalışanın oraya ait olma hissini arttırmaya yarayan en önemli etkendir. Bu sayede ekip ruhu ile çalışarak ‘’biz’’ duygusunu ortaya çıkaracaktır.

Destekleyici Geri Bildirimde Bulunmak

Kurum içi kültüre sahip şirketlerde özellikle var olan ve çalışanları birbirine daha çok bağlayan çalışma ortamı içerisindeki iletişim ağının güçlendirilmesidir. Etkili bir geribildirim olmazsa olmaz etkenlerden bir tanesidir. Böylece bütün bilgiler, izlenimler paylaşılır; çalışanlar var olan durumlar ile alakalı tam anlamıyla bilgi sahibi olur. Aslında bu durum çalışanları yaptıkları başarılı işler sonrasında ödüllendirmektir. Bunu sadece maddesel olarak değil manevi olarak da düşünebiliriz.  Böylece çalışanlar yüksek  motivasyonla elindeki işleri daha keyifle sonlandıracak, bağlı olduğu firmaya aidiyet duygusunu daha yoğun hissedecektir. Çalışan bir  sonraki en zor ve sıkıcı iş akışlarında dahi aidiyet duygusu temeliyle o işe tüm motivasyonuyla yoğunlaşacaktır.

Eğitim

Şirket içinde verilen eğitimler ile çalışan kendisine bir değer duygusu katmış olacak dolayısıyla yönetim ile çalışan arasında güçlü bir iletişim diyaloğu oluşacaktır. Ortak amaca hizmet etmiş olan bu eğitimler sonucunda çalışan yetkinliğini arttırma yönünde olumlu ilerleme sağlayacak ve çalışan, işine olan bağlılığını daha çok hissedecektir.

Son olarak birey;

Kabul gördüğü, sevgiyi hissettiği, onaylandığı her ortama değer katacaktır diyerek sözümü bitiriyor ve psikolojinin öncülerinden Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisiyle kapatıyorum.

Hümanist psikolojinin öncülerinden olan Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde bireyin bir davranışı göstermesindeki en temel motivasyonun “ihtiyaç” olduğunu ortaya koymaktadır. Bu teoride ihtiyaçlar, birbirleriyle sıkıca bütünleşmiş ve bir hiyerarşiye göre düzenlenmişlerdir. Oluşturulan bu hiyerarşik düzende, bir alttaki ihtiyaç doyurulmadan, üstte bulunan ihtiyacın doyurulması söz konusu değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir